Raw food u anlatmanın en kolay yolu % 75- % 100 arasında işlem görmemiş, yüksek ısıya maruz kalmamış besin değeri yüksek organik gıdalarla beslenmek ve filtre edilmiş ph değeri 7.5 değerinde su içmek olduğunu söylemektir.
Böyle bir beslenme ile vücudun ihtiyaç duyduğu alkalin alınır ve vücudun pişirilmiş gıdadan aldığı toksin oranının değeri azaltılmış olur. Bunun tam tersi pişirilmiş gıda tükettiğimizde asidik toksin oranı vücudun karşılayabileceği oranın üzerine çıkar ve vücudun ihtiyacı olan asit/ alkalin dengesini harap eder. Bu dengenin bozulmasının önemli sonuçları fazla kilo ve hastalıklara yakalanmak olur.
Gıdalarımızı 45- 48 derecenin üzerinde ısıtmak gıdaların kimyasal yapısında değişikliklere, bu değişikliklerde kanserojen yapıya ve serbest radikallerin çoğalmasına neden olurlar. Serbest radikaller şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kanserle direkt bağlantılıdırlar.
Yüksek ısıda (45 derecenin üstünde) pişirmek aynı zamanda sindirim sistemine ve sağlıklı olmaya yararlı enzimlere de hasar veririler.
Vücudumuz alkalin yüklü elektronlardan oluşan bir akü gibidir. Bize hayat veren tüm kimyasal reaksiyonlar sadece alkali yüklü elektron ve enerji
moleküllerinin atomlar arası akışlarıdır. Pişirmek veya işlemden geçirmek gıdalarda elektron, vücutta enerji kaybına neden olurlar. Sağlıklı bir yapı, elektron/ enerji dengesini alkali yapı veya alkaliye geliştirilmiş bir yapıya dönüştürmekle oluşur. Sağlıksız bir yapı azalmış alkali yüklü elektron/ enerji ya da asidik veya toksinojen yapıdır. Bu da paslanmaya, çürümeye, kırılma ve bozulmaya yol açar. Tıpkı bir pilin asitle pas tutması ve işe yaramaz hale gelmesi aktivitesini devam ettirememesi gibidir.
Vücudumuz alkali olarak dizayn edilmiştir. Yani vücudumuz aynı bir pil gibidir. Asidik yapı artıkça çürümeye, kırılmaya ve pas tutmaya başlar. Vücudun Ph yani asit/ alkalin oranındaki en ufak bir değişim dahi
sağlıklı olmakta büyük farklılıklar yaratmaktadır.
1 hidroksil(-OH) 550 milyon hidrolik molekülde oluşur. Bunların bir tanesi dahi suyu iletken yapmaya yeterlidir. Bu bize gösterir ki vücudumuzda ki en önemli değişimler sadece ph sıralamasında ki küçücük bir dağılımda oluşur. Örneğin kanımızdaki ph seviyesinin normal olan 7.35 veya 7.45 den çok az düşmesi kandaki oksijen oranında % 300 kadar düşmeye sebep olur.
Çiğ, canlı ve organik beslenip ph değeri 7.35- 7.45 oranında su tüketmek sağlıklı bir yaşamın asıl amacıdır.
Raw food la beslenme vücudun alkali yapı ve asit/alkali dengesi gerek besin kombinasyonları gerek aha çok alkali besin tüketimiyle korur.
Raw food konusunda bilinen en büyük yargı pahalı ve hazırlığının uzun süre aldığıdır. Ancak bu yargı yanlıştır. Eğer doğru bir biçimde uygulanır ise hiçbir şey raw food la beslenmekten daha kolay, rahat, sağlıklı ve ekonomik olamaz. Hatırlatmalıyız ki raw food beslenmede organik gıda tüketmek gereklidir. Zira organik tarımla elde edilen gıdalar besin değeri % 80 ile % 100 arasında yüksek gıdalardır. Vücudumuz bu yüksek besin değerlerini ve enerjiyi almaya başladığında daha az aç ve daha canlı olacağımız kesindir. Daha az yemek isteyeceğiniz için kilonuz dengede kalırken mutfak
masraflarınızda eninde sonunda düşecek, daha az hastalanacağınız için sağlık giderleriniz azalacaktır.
Gıdalarımızı 3 dakika veya daha çok 45-48 derece yukarısında pişirdiğimiz zaman içlerindeki protein, şeker karamelize olup, yanar, lifler kırılır, yok olur. Bu demektir ki sindirim süresi % 30 ile % 50 oranında artar. Bu da vücudun ciddi bir enerji kaybına gerekli enerjinin sindirim için kullanılmasına neden olur.
Optimal dağılım aşağıdaki gibi olmalıdır.
Beyin %10
Organlar % 20
Sindirim % 40
Aktiviteler % 30
Pişirilmiş gıda da bu durum aşağıdaki gibi değişim gösterir.
Beyin %10 % 10 % 10
Organlar %20 % 20 % 20
Sindirim %50 % 60 % 70
Aktiviteler %20 % 10 % 0
Bu yüzdendir ki pişirilmiş ve işlem görmüş gıdalarla yüklü ağır bir yemekten sonra hiçbir şey yapacak enerjimiz kalmaz. Zira sindirim sistemi gerekli bütün enerjiyi bu gıdaları sindirmek için kullanır.
Pişirilmiş gıdalarda sahip oldukları vitamin ve mineral değerleri tahrip olur, enzimler % 100 oranında yok olur. Vücudumuz enerji sağlamak, hayatımızın devamlılığını sürdürmek, organ ve doku onarımları için kullanacağı depo ettiği enzimleri sindirime kullanacağından hayatımızın sağlıklı ve uzun
olması, canlılık, enerji ve gençlik kazanmamız tehlikeye girer buralardan eksiklikler olur.
Dr Virginia Vefrano’nun yazdığı bir makalede belirttiği üzere ‘ her kim ki pişirilmiş veya işlemden geçmiş gıdayı bol miktarda tüketir, kanserle daha kolay karşı karşıya kalabilir.’ ‘ Isıtmak her gıdada bolca vitamin, minerallerin harap olmasına ve proteinlerin doğal olmayan asidik zehirlere dönüşmesine neden olur. Bu yüzdendir ki pişirilmemiş gıdalarla yapılan beslenme vitamin ve minerallerin tam alınmasına, proteinlerin yararlı amino asitlere dönüşmesine yardım ettiği için daha sağlıklıdır.
Amerika da bulunan Hipokrat sağlık enstitüsünden dr Marılyn Wıllıson ‘besinlerimizi pişirmemeliyiz. Pişirme sırasında ana enzimler zarar görür, proteinler farklı bir yapıya dönüşür ve emilimleri zorlaşır, vitaminlerin çoğu yok olur, mineraller tahrip olur ve vücudumuzun toksinleri temizleme kat sayısında azalma meydana gelerek vücudun toksin kirliliği artar, paslanma ve çürümeyi önleyen temizleyen oksijen kaybolur, hastalığa sebebiyet veren serbest radikaller çoğalır.’
Viktoras kuluinkas a göre % 80 den fazla besin değeri pişirilme sırasında kaybolur.
Araştırmacıların çoğunun hem fikir olduğu nokta pişirmenin proteinlere % 50 zarar verdiği ve vücut tarafından emiliminin güçleştiğidir.
Dr Francis M. Potteriger 900 kedi ile 10 yıl süren beslenme deneyleri yapmış, bu kedilerin bir kısmını çiğ etle bir kısmını ise pişirilmiş etle beslemiştir. Pişirilmiş etle beslenen kedilerin hastalıklarla baş edebilme kapasitesi düşük kalmış, kedilerin çoğu sara, triyod, şeker, damar tıkanıklığı ve bunun gibi birçok dejenatif hastalıklarla karşılaşmışlardır.
Pişirilmemiş gıda var oluştur. Canlıdır. Canlı gıda sağlık için umut edilendir.
H HORMONES
O OXYGEN
P PHTTONUTRİENTS
E ENZYMES
Pişirilmiş gıda vücudumuzdaki enerjiden çalar, yorgunluğu artıran ölü enerji verir, zihin açıklığını, kıvrak zekayı, üretkenliği, verimliliği azaltır ve sağlığımıza ket vurur.
Pişirilmiş gıda, vitaminlere, enzimlere, minerallere, klorofil ve yağlara zarar vererek bağışıklık sistemimizi şaşırtır. Gıdaları sindirilemez duruma getirir. Yağları tahriş edici maddelere dönüştürür. Isıtma protein yapısında organizasyon bozukluğuna, temel amino asitlerin eksilmesine neden olur. Lifli besinler, selüloz değişerek doğal halinden tamamen başka bir yapıya bürünür. Lifli
besinlerin pişirildiğinde vücudun çalı süpürgesi olma özelliği kaybolur, temizleyip süpürme kalitesi düşer. Lifli doku doğal halinden zehirli bir hale dönüşür.
Pişirme kanda organik olmayan element oluşumuna ve bu oluşumun kanla beraber vücut sistemine sirkule edilmesine neden olur. Bundan dolayı vücut esnekliğini kaybeder, omurga sertleşir, sinirler emirleri nakletme gücünü yitirir, dokuların vücutla uyumunda zorluklar baş gösterir, damarların işlevi azalır ve organlarda zamanından önce yaşlanma başlar. Vücutta depo edilen toksin ve zehir artar, genişler.
Pişirilmiş gıdanın vücutta sindirimi normalden uzun süre alır. Bu süre 40 ile 100 saat arasında değişir. Vücut sindirmekte zorlanır. Sindirim zamanının uzaması aktivite için ayrılan enerjiden çalarken, vücuttaki kirliliği artırır ve hastalıkların oluşmasına meydan verir. Pişirilmiş karbonhidrat, protein ve yağ yiyorsanız birçok kanserojen ürün yiyorsunuz demektir. Bu Raw food pişirilmiş gıdaya nazaran 24- 36 saat içerisinde sindirimin kolayca tamamlanmasını sağlar.
Dr. Karl Emler Almanya da meşhur atletlerin performanslarını incelediğinde, raw food la beslenenlerin performanslarının artığına, ilerlediğine ve düzeldiğine tanıklık etmiştir. Raw fodla beslenenler diğerlerine nazaran daha kuvvetli, enerjik ve
dayanıklı, aynı zamanda daha keskin düşünceli, daha uyanık ve mantıklı gözükmektedir.
Raw fodla beslenenler yemekten sonra yorgunluk, uyku hali hissetmezler. Uykuya daha az ihtiyaç duymalarına rağmen uykusuzluk çekmez ve az uyusalar bile en derin ve yeterli uykuyu almış olurlar.
Gıdaları ateşle ısıttığımızda % 97 suda çözülen vitaminler( B ve C ), % 40 yağda çözülen vitaminler( A,D,E ve K) kaybolur. Isıtmak yağ asitlerini de değiştirir. Değişen bu yağlar hücrelerin koruyucu duvarlarına yapışır ve hücrelerin soluk almasına engel olurlar. Soluk
alamayan, koruyucu duvarı tahrip olmuş hücreler kanserin ve kalp hastalıklarının artmasına neden olur. Vücudun yumuşak dokusu( grass) pişirilmiş gıda yerine pişirilmemiş gıdalardan gelen gübrelerle ile kaplandığında % 400 daha fazla tonajda gelişir.
Pişmiş gıda tüketildikten sonra kandaki alyuvarların içindeki beyaz kan hücresi korpüsküllerinin miktarı artar. Beyaz kan hücreleri vücudun koruyucu duvarıdır ve bağışıklık sistemi diye bilinir. Kanda her zaman buluna beyaz kan hücrelerinin ani artışı vücuda öldürücü bir zehir in ya da enfeksiyonun baş gösterdiği sinyalini verir ve vücut savaş konumuna geçer. Her gün pişirilmiş gıda tüketildiğinde sürekli olarak toksin etkisine karşı savaşmak zorunda kalmak
vücudu yorar, kuvvet kaybına, hastalıklara, enerji kaybına ve yaşamımızın kısalmasına neden olur.
Pişirilmemiş gıda tüketildiğinde beyaz kan hücre korpüsküllerinde bir artış görünmez.
Pişirilmiş gıda çabucak fermente olup, çürür, bozulur ve vücutta sindirimi uzun süre aldığı istenmeyen kötü kokuya, ağız ve nefes kokusuna sebebiyet verir.
Raw food tüketiminde vücut kolay
ve hızlı sindirim sırasında oluşabilecek çürüme ve bozulmaları önleyerek koku oluşmasına izin vermez.
Pişirilmiş gıda bir çok alerjinin de sebebidir.
Eski kutsal kitaplara ve yazıtlara bakacak olursak, cennette ateşle yanmış gıda tüketilmediğini görürüz. Çinlilerin, Mısırlıların, Hintlilerin ve İbranilerin kutsal kitaplarında pişirme için ateş kullananların cennetten kovulduklarına işaret eden noktalar vardır. Yaşlı ve erdem kişiler gözü tok, az yiyen, kanaatkardırlar ve çiğ beslenir uzun yaşarlar.
Bhagavad Gita derki ‘ dindar kişiler parlayan, canlı ve güçlü doğal yaprakları yerlerdi. Ateşle pişirilmiş gıdalar yemeye başladıklarından beri hastalıklardan konuşmaya başlamışlardır. Dünyanın sonu ateşle pişmiş gıdalardan olacaktır.’
İsa derki’ senin kanından daha sıcak, tutuşan, alevlenen, öldürücü ateşle gıdanı pişirme, sadece hayatın doğal ateşiyle, doğal günün sıcaklığında pişir. Çiğ gıda daha lezzetli, nefis ve tatlıdır. Çiğ gıdanın sağlıksız katkılarla allanıp, pullanmaya ihtiyacı yoktur.’
Lezzeti artırdığı söylenen katkı maddeleri sindirim sistemini ve organları tahriş edebilir. Bu zararlı katkı maddelerinden, katıklardan uzak durmak gerekir. Beyaz şeker, Tuz, ,Biber, Baharatlar, Ketçap, Mayonez, Soslar ve Süslemeler vb gibi.
Hannah Allen bir yazısında ‘ raw food canlı enzimler içerir, gastirit enzim salgısının artmasını kamçılar ve iyi bir sindirim başlangıcı için gereklidir. Yemek sırasında önce çiğ gıda( salata gibi) tüketilirse daha az pişmiş gıda yenebilir. Mümkünse hiçbir zaman ve hiçbir yiyeceği pişirmemeliyiz.’
Arthur M. Baker ‘Kendi vücudunun sağlığının farkında olmak’ kitabında : Pişirilmiş yiyeceklerin tam anlamıyla vücudu enkaza çevirdiğinden, ısıyla değiştikleri için sindirim sistemi için gerekli olan değerlerden mahrum olduklarını bahseder ve ekler, ‘çoğunlukla tamamen harap olurlar, yanarak iptal olur, canlı olmayan hale dönüşür toksinler oluştururlar. Bu toksinler vücutta (patholejiye) hastalıklara sebep olurlar. Öldürücü bakteriler sadece kirlenmiş ölü gıdanın içindeki kıral maddelerde bulunurlar canlı gıdada sağ kalamazlar. Pişirilmiş gıda vücudun içinde veya dışında çabucak bozulur ve çürür. Canlı gıdalar canlılığını ve tazeliğini yavaş kaybeder ve bakteri oluşumuna elverecek şekilde kolayca çürümezler.’
Prof. Edmund Szekeley’ yaşamın ateşinden daha güçlü bir ateşle öldürülmüş hiçbir şeyi yeme. Bir şeyi başka bir şeyle pişirme. Bağırsakların buhar tenceresi gibi olmasın.’
internette yazının kaynağını bulamadım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder