27 Ekim 2013 Pazar

benim denediğim çiğ yemekler


Çiğ kabak, havuç ve kırmızı biber traşlanarak (salata soyacağı ile diğer adı mandolinmiş sanırım) çok ince şeritler yapılır, üzerine pesto sosu benzeri karışımla zeytinyağında çok az ılıyacak şekilde ocakta döndürülür.üztüne istenilen tuz ve baharatlar... Tuzun iyi kalite, kaya tuzu ya da himalaya tuzu olması önemli tabi. Çiğ beslenmede güneş ısısı olan 48 dereceye kadar izin var. Dehidratör denilen aletlerle bar ve cipsler bile yapıyorlar...


Bildiğimiz salata ama ince kıyılmış soğan, türlü yeşillikler, domates ve salatalığa ceviz, keten tohumu, esmer susam ve çörek otu eklenerek zeytinyağı ve limonla alınması gereken tüm vitaminleri içermekte.


Kısır...
Ancak bu kısırın ince bulguru haşlanmadı sadece bir gece suda beklemesi yeterli oldu, gerisi aynı tarif...


Sugar free, gluten free raw vegan acayip lezzetli meyve tartım.


İsmini "humusumsu" koyduğum içinde herşey olan bir karışım...


Üzerine keçi peyniri eritilmiş çiğ pizza...


Elimin altındaki mucize çekirdek ve tohumlar...



şekersiz  tatlı seçeneklerimiz mevcut!


Armut, tarçın ve ceviz bir tartta bu kadar masum buluşabilir mi? Hiç şekersiz, unsuz...



HUMUS



Viyanalardan valizde yanımda getirdiğim taze rezene... İstanbul'da alabileceğim başka bir yer var mıdır? Böyle bir tat yok çünkü...


Cumartesi gidilen Feriköy organik pazar  kese kağıtlarım ama bir daha ki sefere pazar çantam ve filemle ordayım...


Badem, hurma, kaju, hindistan cevizi yağı, bal, vanilya, limon suyunun tılsımlı birliteliği....Yedikten sonra içlerindeki magnesium fazlalığından mıdır nedir bilinmez kas gevşetici, rahatlatıcı etkisi deneyler üzerinde kanıtlanmış leziz çilekli pastam...

kitle imha silahı




Nasıl bir nesil kronik hastalıklara musallat edilir?
Nasıl ilaç firmalarının tirajı yükseltilir?
ve
Nasıl tüm yanlışlar doğru gibi gösterilir?


yeni bir hayat...


neden ne yediğimiz bunca önemli?

ne yiyorsak oysak eğer....


neden mümkün olduğunca çiğ (raw) besin?




RAW FOOD (CANLI, ÇİĞ VE ALKALİ) BESLENME
Raw food u anlatmanın en kolay yolu % 75- % 100 arasında işlem görmemiş, yüksek ısıya maruz kalmamış besin değeri yüksek organik gıdalarla beslenmek ve filtre edilmiş ph değeri 7.5 değerinde su içmek olduğunu söylemektir.
Böyle bir beslenme ile vücudun ihtiyaç duyduğu alkalin alınır ve vücudun pişirilmiş gıdadan aldığı toksin oranının değeri azaltılmış olur. Bunun tam tersi pişirilmiş gıda tükettiğimizde asidik toksin oranı vücudun karşılayabileceği oranın üzerine çıkar ve vücudun ihtiyacı olan asit/ alkalin dengesini harap eder. Bu dengenin bozulmasının önemli sonuçları fazla kilo ve hastalıklara yakalanmak olur. Gıdalarımızı 45- 48 derecenin üzerinde ısıtmak gıdaların kimyasal yapısında değişikliklere, bu değişikliklerde kanserojen yapıya ve serbest radikallerin çoğalmasına neden olurlar. Serbest radikaller şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kanserle direkt bağlantılıdırlar.
Yüksek ısıda (45 derecenin üstünde) pişirmek aynı zamanda sindirim sistemine ve sağlıklı olmaya yararlı enzimlere de hasar veririler.
Vücudumuz alkalin yüklü elektronlardan oluşan bir akü gibidir. Bize hayat veren tüm kimyasal reaksiyonlar sadece alkali yüklü elektron ve enerji moleküllerinin atomlar arası akışlarıdır. Pişirmek veya işlemden geçirmek gıdalarda elektron, vücutta enerji kaybına neden olurlar. Sağlıklı bir yapı, elektron/ enerji dengesini alkali yapı veya alkaliye geliştirilmiş bir yapıya dönüştürmekle oluşur. Sağlıksız bir yapı azalmış alkali yüklü elektron/ enerji ya da asidik veya toksinojen yapıdır. Bu da paslanmaya, çürümeye, kırılma ve bozulmaya yol açar. Tıpkı bir pilin asitle pas tutması ve işe yaramaz hale gelmesi aktivitesini devam ettirememesi gibidir.
Vücudumuz alkali olarak dizayn edilmiştir. Yani vücudumuz aynı bir pil gibidir. Asidik yapı artıkça çürümeye, kırılmaya ve pas tutmaya başlar. Vücudun Ph yani asit/ alkalin oranındaki en ufak bir değişim dahi sağlıklı olmakta büyük farklılıklar yaratmaktadır.
1 hidroksil(-OH) 550 milyon hidrolik molekülde oluşur. Bunların bir tanesi dahi suyu iletken yapmaya yeterlidir. Bu bize gösterir ki vücudumuzda ki en önemli değişimler sadece ph sıralamasında ki küçücük bir dağılımda oluşur. Örneğin kanımızdaki ph seviyesinin normal olan 7.35 veya 7.45 den çok az düşmesi kandaki oksijen oranında % 300 kadar düşmeye sebep olur. Çiğ, canlı ve organik beslenip ph değeri 7.35- 7.45 oranında su tüketmek sağlıklı bir yaşamın asıl amacıdır. Raw food la beslenme vücudun alkali yapı ve asit/alkali dengesi gerek besin kombinasyonları gerek aha çok alkali besin tüketimiyle korur.
Raw food konusunda bilinen en büyük yargı pahalı ve hazırlığının uzun süre aldığıdır. Ancak bu yargı yanlıştır. Eğer doğru bir biçimde uygulanır ise hiçbir şey raw food la beslenmekten daha kolay, rahat, sağlıklı ve ekonomik olamaz. Hatırlatmalıyız ki raw food beslenmede organik gıda tüketmek gereklidir. Zira organik tarımla elde edilen gıdalar besin değeri % 80 ile % 100 arasında yüksek gıdalardır. Vücudumuz bu yüksek besin değerlerini ve enerjiyi almaya başladığında daha az aç ve daha canlı olacağımız kesindir. Daha az yemek isteyeceğiniz için kilonuz dengede kalırken mutfak masraflarınızda eninde sonunda düşecek, daha az hastalanacağınız için sağlık giderleriniz azalacaktır.
Gıdalarımızı 3 dakika veya daha çok 45-48 derece yukarısında pişirdiğimiz zaman içlerindeki protein, şeker karamelize olup, yanar, lifler kırılır, yok olur. Bu demektir ki sindirim süresi % 30 ile % 50 oranında artar. Bu da vücudun ciddi bir enerji kaybına gerekli enerjinin sindirim için kullanılmasına neden olur.
Optimal dağılım aşağıdaki gibi olmalıdır.
Beyin %10 Organlar % 20 Sindirim % 40 Aktiviteler % 30
Pişirilmiş gıda da bu durum aşağıdaki gibi değişim gösterir.
Beyin %10 % 10 % 10 Organlar %20 % 20 % 20 Sindirim %50 % 60 % 70 Aktiviteler %20 % 10 % 0
Bu yüzdendir ki pişirilmiş ve işlem görmüş gıdalarla yüklü ağır bir yemekten sonra hiçbir şey yapacak enerjimiz kalmaz. Zira sindirim sistemi gerekli bütün enerjiyi bu gıdaları sindirmek için kullanır.
Pişirilmiş gıdalarda sahip oldukları vitamin ve mineral değerleri tahrip olur, enzimler % 100 oranında yok olur. Vücudumuz enerji sağlamak, hayatımızın devamlılığını sürdürmek, organ ve doku onarımları için kullanacağı depo ettiği enzimleri sindirime kullanacağından hayatımızın sağlıklı ve uzun olması, canlılık, enerji ve gençlik kazanmamız tehlikeye girer buralardan eksiklikler olur.
Dr Virginia Vefrano’nun yazdığı bir makalede belirttiği üzere ‘ her kim ki pişirilmiş veya işlemden geçmiş gıdayı bol miktarda tüketir, kanserle daha kolay karşı karşıya kalabilir.’ ‘ Isıtmak her gıdada bolca vitamin, minerallerin harap olmasına ve proteinlerin doğal olmayan asidik zehirlere dönüşmesine neden olur. Bu yüzdendir ki pişirilmemiş gıdalarla yapılan beslenme vitamin ve minerallerin tam alınmasına, proteinlerin yararlı amino asitlere dönüşmesine yardım ettiği için daha sağlıklıdır.
Amerika da bulunan Hipokrat sağlık enstitüsünden dr Marılyn Wıllıson ‘besinlerimizi pişirmemeliyiz. Pişirme sırasında ana enzimler zarar görür, proteinler farklı bir yapıya dönüşür ve emilimleri zorlaşır, vitaminlerin çoğu yok olur, mineraller tahrip olur ve vücudumuzun toksinleri temizleme kat sayısında azalma meydana gelerek vücudun toksin kirliliği artar, paslanma ve çürümeyi önleyen temizleyen oksijen kaybolur, hastalığa sebebiyet veren serbest radikaller çoğalır.’
Viktoras kuluinkas a göre % 80 den fazla besin değeri pişirilme sırasında kaybolur.
Araştırmacıların çoğunun hem fikir olduğu nokta pişirmenin proteinlere % 50 zarar verdiği ve vücut tarafından emiliminin güçleştiğidir.
Dr Francis M. Potteriger 900 kedi ile 10 yıl süren beslenme deneyleri yapmış, bu kedilerin bir kısmını çiğ etle bir kısmını ise pişirilmiş etle beslemiştir. Pişirilmiş etle beslenen kedilerin hastalıklarla baş edebilme kapasitesi düşük kalmış, kedilerin çoğu sara, triyod, şeker, damar tıkanıklığı ve bunun gibi birçok dejenatif hastalıklarla karşılaşmışlardır.
Pişirilmemiş gıda var oluştur. Canlıdır. Canlı gıda sağlık için umut edilendir.
H HORMONES
O OXYGEN
P PHTTONUTRİENTS
E ENZYMES
Pişirilmiş gıda vücudumuzdaki enerjiden çalar, yorgunluğu artıran ölü enerji verir, zihin açıklığını, kıvrak zekayı, üretkenliği, verimliliği azaltır ve sağlığımıza ket vurur.
Pişirilmiş gıda, vitaminlere, enzimlere, minerallere, klorofil ve yağlara zarar vererek bağışıklık sistemimizi şaşırtır. Gıdaları sindirilemez duruma getirir. Yağları tahriş edici maddelere dönüştürür. Isıtma protein yapısında organizasyon bozukluğuna, temel amino asitlerin eksilmesine neden olur. Lifli besinler, selüloz değişerek doğal halinden tamamen başka bir yapıya bürünür. Lifli besinlerin pişirildiğinde vücudun çalı süpürgesi olma özelliği kaybolur, temizleyip süpürme kalitesi düşer. Lifli doku doğal halinden zehirli bir hale dönüşür.
Pişirme kanda organik olmayan element oluşumuna ve bu oluşumun kanla beraber vücut sistemine sirkule edilmesine neden olur. Bundan dolayı vücut esnekliğini kaybeder, omurga sertleşir, sinirler emirleri nakletme gücünü yitirir, dokuların vücutla uyumunda zorluklar baş gösterir, damarların işlevi azalır ve organlarda zamanından önce yaşlanma başlar. Vücutta depo edilen toksin ve zehir artar, genişler.
Pişirilmiş gıdanın vücutta sindirimi normalden uzun süre alır. Bu süre 40 ile 100 saat arasında değişir. Vücut sindirmekte zorlanır. Sindirim zamanının uzaması aktivite için ayrılan enerjiden çalarken, vücuttaki kirliliği artırır ve hastalıkların oluşmasına meydan verir. Pişirilmiş karbonhidrat, protein ve yağ yiyorsanız birçok kanserojen ürün yiyorsunuz demektir. Bu Raw food pişirilmiş gıdaya nazaran 24- 36 saat içerisinde sindirimin kolayca tamamlanmasını sağlar.
Dr. Karl Emler Almanya da meşhur atletlerin performanslarını incelediğinde, raw food la beslenenlerin performanslarının artığına, ilerlediğine ve düzeldiğine tanıklık etmiştir. Raw fodla beslenenler diğerlerine nazaran daha kuvvetli, enerjik ve dayanıklı, aynı zamanda daha keskin düşünceli, daha uyanık ve mantıklı gözükmektedir.
Raw fodla beslenenler yemekten sonra yorgunluk, uyku hali hissetmezler. Uykuya daha az ihtiyaç duymalarına rağmen uykusuzluk çekmez ve az uyusalar bile en derin ve yeterli uykuyu almış olurlar.
Gıdaları ateşle ısıttığımızda % 97 suda çözülen vitaminler( B ve C ), % 40 yağda çözülen vitaminler( A,D,E ve K) kaybolur. Isıtmak yağ asitlerini de değiştirir. Değişen bu yağlar hücrelerin koruyucu duvarlarına yapışır ve hücrelerin soluk almasına engel olurlar. Soluk alamayan, koruyucu duvarı tahrip olmuş hücreler kanserin ve kalp hastalıklarının artmasına neden olur. Vücudun yumuşak dokusu( grass) pişirilmiş gıda yerine pişirilmemiş gıdalardan gelen gübrelerle ile kaplandığında % 400 daha fazla tonajda gelişir.
Pişmiş gıda tüketildikten sonra kandaki alyuvarların içindeki beyaz kan hücresi korpüsküllerinin miktarı artar. Beyaz kan hücreleri vücudun koruyucu duvarıdır ve bağışıklık sistemi diye bilinir. Kanda her zaman buluna beyaz kan hücrelerinin ani artışı vücuda öldürücü bir zehir in ya da enfeksiyonun baş gösterdiği sinyalini verir ve vücut savaş konumuna geçer. Her gün pişirilmiş gıda tüketildiğinde sürekli olarak toksin etkisine karşı savaşmak zorunda kalmak vücudu yorar, kuvvet kaybına, hastalıklara, enerji kaybına ve yaşamımızın kısalmasına neden olur.
Pişirilmemiş gıda tüketildiğinde beyaz kan hücre korpüsküllerinde bir artış görünmez.
Pişirilmiş gıda çabucak fermente olup, çürür, bozulur ve vücutta sindirimi uzun süre aldığı istenmeyen kötü kokuya, ağız ve nefes kokusuna sebebiyet verir.
Raw food tüketiminde vücut kolay ve hızlı sindirim sırasında oluşabilecek çürüme ve bozulmaları önleyerek koku oluşmasına izin vermez.
Pişirilmiş gıda bir çok alerjinin de sebebidir.
Eski kutsal kitaplara ve yazıtlara bakacak olursak, cennette ateşle yanmış gıda tüketilmediğini görürüz. Çinlilerin, Mısırlıların, Hintlilerin ve İbranilerin kutsal kitaplarında pişirme için ateş kullananların cennetten kovulduklarına işaret eden noktalar vardır. Yaşlı ve erdem kişiler gözü tok, az yiyen, kanaatkardırlar ve çiğ beslenir uzun yaşarlar.
Bhagavad Gita derki ‘ dindar kişiler parlayan, canlı ve güçlü doğal yaprakları yerlerdi. Ateşle pişirilmiş gıdalar yemeye başladıklarından beri hastalıklardan konuşmaya başlamışlardır. Dünyanın sonu ateşle pişmiş gıdalardan olacaktır.’
İsa derki’ senin kanından daha sıcak, tutuşan, alevlenen, öldürücü ateşle gıdanı pişirme, sadece hayatın doğal ateşiyle, doğal günün sıcaklığında pişir. Çiğ gıda daha lezzetli, nefis ve tatlıdır. Çiğ gıdanın sağlıksız katkılarla allanıp, pullanmaya ihtiyacı yoktur.’
Lezzeti artırdığı söylenen katkı maddeleri sindirim sistemini ve organları tahriş edebilir. Bu zararlı katkı maddelerinden, katıklardan uzak durmak gerekir. Beyaz şeker, Tuz, ,Biber, Baharatlar, Ketçap, Mayonez, Soslar ve Süslemeler vb gibi.
Hannah Allen bir yazısında ‘ raw food canlı enzimler içerir, gastirit enzim salgısının artmasını kamçılar ve iyi bir sindirim başlangıcı için gereklidir. Yemek sırasında önce çiğ gıda( salata gibi) tüketilirse daha az pişmiş gıda yenebilir. Mümkünse hiçbir zaman ve hiçbir yiyeceği pişirmemeliyiz.’
Arthur M. Baker ‘Kendi vücudunun sağlığının farkında olmak’ kitabında : Pişirilmiş yiyeceklerin tam anlamıyla vücudu enkaza çevirdiğinden, ısıyla değiştikleri için sindirim sistemi için gerekli olan değerlerden mahrum olduklarını bahseder ve ekler, ‘çoğunlukla tamamen harap olurlar, yanarak iptal olur, canlı olmayan hale dönüşür toksinler oluştururlar. Bu toksinler vücutta (patholejiye) hastalıklara sebep olurlar. Öldürücü bakteriler sadece kirlenmiş ölü gıdanın içindeki kıral maddelerde bulunurlar canlı gıdada sağ kalamazlar. Pişirilmiş gıda vücudun içinde veya dışında çabucak bozulur ve çürür. Canlı gıdalar canlılığını ve tazeliğini yavaş kaybeder ve bakteri oluşumuna elverecek şekilde kolayca çürümezler.’
Prof. Edmund Szekeley’ yaşamın ateşinden daha güçlü bir ateşle öldürülmüş hiçbir şeyi yeme. Bir şeyi başka bir şeyle pişirme. Bağırsakların buhar tenceresi gibi olmasın.’
internette yazının kaynağını bulamadım.

Neden organik?


Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, Siz, "Aman annane be, boş versene" deyip,marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Anneanne rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya...İşte o nedenle, Siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef. Ne verirlerse.. . Onu yiyeceksiniz. Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz. .. Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkum maalesef... Torunlarınız da. Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi "köylü işi", vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için, Daha 10 yaşında ...ya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor. Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de, Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak? Şikayet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacagına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı? Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen? Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun! Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun.. . Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun? Çin'den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile. Uzatmayayım. Mutfak genetiğimizi kaybettik biz. Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi! Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik. Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz. 
Yılmaz Özdil